Marmaris Turunç: Dağların Ardında Saklı Kalan Mavi ve Yeşil Cennet

Marmaris Turunç: Dağların Ardında Saklı Kalan Mavi ve Yeşil Cennet

Tatil planları yaparken insanın içini her zaman tatlı bir telaş kaplar. Hele ki her yaz birbirinin kopyası olan, yüksek sesli müziklerin susmadığı, şezlong kapmaca oynanan tatil beldelerinden yorulduysanız, arayışınız bambaşka bir boyuta geçer. Bu yıl eşimle harita başında oturup, İzmir’in o bunaltıcı yaz sıcağından ve şehir koşturmacasından kaçacak, ama aynı zamanda 8 yaşındaki oğlumuzun da denizinde güvenle oynayabileceği, doğayla iç içe bir yer ararken o sihirli ismi fısıldadık birbirimize: Marmaris Turunç.

Daha önce adını duymuş ama o meşhur dağ yolunu gözümüzde büyüttüğümüz için hep ertelemiştik. Ancak bu kez kararlıydık. Bize sadece bir tatil değil, çam ağaçlarının kokusunu içimize çekeceğimiz, sabahları sadece kuş sesleriyle uyanacağımız gerçek bir dinlenme lazımdı. Eğer siz de devasa her şey dahil otellerin yapaylığından sıkıldıysanız ve “gerçek” bir Ege-Akdeniz kasabası ruhu arıyorsanız, Marmaris Turunç beklentilerinizin çok ötesine geçecek bir sığınak.

O Meşhur Virajlar ve Çam Ormanlarının Karşılaması

Marmaris merkeze ulaştığınızda, o hareketli ve kalabalık sahil şeridini arkanızda bırakıp İçmeler yönüne doğru devam ediyorsunuz. İçmeler’i de geçtikten sonra asıl macera başlıyor. Turunç’a karadan ulaşmak için o sarp ve çam ormanlarıyla kaplı dağları aşmanız gerekiyor.

Yol oldukça virajlı, yalan söyleyemem. Direksiyon sallarken bir yanınızda yükselen sarp kayalıklar, diğer yanınızda uçurumun bittiği yerde parlayan masmavi bir deniz var. Camları sonuna kadar açıp, o sıcak yaz gününde dağlardan esen serin çam kokusunu arabanın içine doldurduğunuz an, tatilin çoktan başladığını hissediyorsunuz. Tepenin en yüksek noktasına ulaştığınızda ise o büyüleyici manzara aniden karşınıza çıkıyor: İki devasa yeşil dağın arasına sıkışmış, hilal şeklinde, pırıl pırıl ve çarşaf gibi bir koy. İşte o ilk bakışta, o virajlı yolları aştığınıza sonuna kadar değdiğini anlıyorsunuz.

Aileler ve Huzur Arayanlar İçin Kusursuz Bir Sığınak

Turunç’a adım atar atmaz fark ettiğiniz ilk şey, buranın Marmaris merkeze kıyasla bambaşka bir ritmi olduğu. Kasaba çok küçük, her yere yürüyerek ulaşabiliyorsunuz ve kimsenin acelesi yok.

Otelimize yerleşip hemen sahile indik. Turunç koyu, Mavi Bayrak ödüllü bir denize sahip. Dağlarla çevrili korunaklı yapısı sayesinde denizi neredeyse her zaman çarşaf gibi düz ve dalgasız. Bu durum, özellikle çocuklu bir aile olarak bizim için inanılmaz bir rahatlıktı. Oğlumuz kıyıda kumdan kaleler yapıp sığ sularda güvenle yüzerken, biz de eşimle kitabımızı okuyup kahvelerimizi yudumlayabildik. Deniz tabanı yer yer kum, yer yer küçük çakıl taşlarından oluşuyor; suyun berraklığı ise o kadar yüksek ki, metrelerce ileride bile ayaklarınızın altından geçen küçük balık sürülerini net bir şekilde görebiliyorsunuz.

Akşamüstleri sahil bandında yürüyüş yapmak, dondurmacıların önündeki küçük kuyruklara girmek ve esnafla sohbet etmek buranın günlük rutini. Kimse sizi dükkanına çekmek için kolunuzdan çekiştirmiyor; her şey son derece nazik, saygılı ve içten.

Tarihe ve Manzaraya Yolculuk: Amos Antik Kenti

Bütün tatili sadece şezlongda yatarak geçirmek bana göre değil. Doğanın ve tarihin içinde hareket etmeyi, yeni yerler keşfetmeyi seviyorum. Turunç, bu anlamda da harika bir lokasyon. Bir sabah erkenden, güneş henüz yakıcı etkisini göstermeden Marmaris Turunç sınırları içinde yer alan Amos Antik Kenti’ne doğru yola çıktık.

Turunç’tan Kumlubük’e doğru giden yol üzerinde, çam ağaçlarının arasına gizlenmiş bu antik kent, gerçekten keşfedilmeyi bekleyen bir hazine. Kısa ama hafif dik bir yürüyüş patikasından tepeye tırmanıyorsunuz. Yukarıya ulaştığınızda sizi Helenistik dönemden kalma bir amfitiyatro, tapınak kalıntıları ve sarnıçlar karşılıyor. Ancak asıl nefes kesici olan şey manzara. Bir tarafınızda Turunç Koyu, diğer tarafınızda Kumlubük Koyu ayaklarınızın altına seriliyor. O antik tiyatronun basamaklarına oturup, binlerce yıl önce insanların bu aynı efsanevi Ege manzarasına bakarak tiyatro oyunları izlediğini hayal etmek, insanın tüylerini diken diken eden, muazzam bir tarih hissi yaşatıyor.

Mavinin En Güzel Tonları: Tekne Turları ve Kumlubük

Turunç’ta mutlaka yapılması gerekenlerden biri de çevre koyları keşfetmektir. Merkezden kalkan, o gürültülü müziklerin çalmadığı, daha butik ve sakin günlük tekne turlarına katıldık. Gittiğimiz koylardan biri hemen komşu koy olan Kumlubük’tü.

Kumlubük, Turunç’tan bile daha bakir, yapılaşmanın neredeyse hiç olmadığı, denizi adeta bir akvaryumu andıran efsanevi bir yer. Tekneden o serin, turkuaz sulara atlamak, sualtı gözlükleriyle kayalıkların etrafındaki deniz canlılarını izlemek günümüzün en keyifli anlarıydı. Ayrıca Gebekse Koyu ve Fosforlu Mağara gibi noktalarda verilen yüzme molaları, Ege ve Akdeniz’in kesişim noktasında olduğunuzu size sonuna kadar hissettiriyor.

Doğal ve Sağlıklı Ege Lezzetleri

Biraz da işin lezzet kısmından bahsedelim. Tatilde formuma ve beslenmeme dikkat eden biri olarak, Turunç’un yemek kültürü beni çok mutlu etti. Buradaki restoranlar genellikle deniz ürünleri, zeytinyağlılar ve taze Ege otları üzerine kurulu harika menülere sahip.

Akşamları deniz kenarına kurulmuş ahşap masalarda, dalga sesleri eşliğinde yemek yemek büyük bir keyif. Ağır ve yağlı yemekler yerine; ızgara deniz levreği, taptaze kalamar, bol limonlu deniz börülcesi, fava ve sızma zeytinyağlı peynir tabaklarıyla yüksek proteinli ve son derece sağlıklı sofralar kurabiliyorsunuz. Hele ki o hafif esintili yaz akşamlarında, ailenizle masada edilen uzun sohbetlerin tadı, lüks bir restoranın verebileceği hiçbir şeye değişilmez.

Turunç’a Gideceklere Hayat Kurtaran Tavsiyeler

Eğer anlattıklarım içinizi ısıttıysa ve rotanızı bu gizli cennete çevirmeye karar verdiyseniz, işte size oraya gitmiş birinden birkaç pratik ipucu:

  • Ulaşım: Kendi aracınızla geliyorsanız, İçmeler-Turunç arasındaki dağ yolunda dikkatli ve yavaş olmalısınız. Manzaraya dalıp yolu kaçırmayın. Eğer araçsız gelecekseniz, Marmaris merkezden kalkan dolmuş tekneler (taxi boats) hem çok keyifli hem de çok pratik bir ulaşım seçeneği.
  • Zamanlama: Temmuz ve Ağustos ayları deniz suyu sıcaklığı açısından harika olsa da, kalabalıktan tamamen soyutlanmak istiyorsanız Eylül ayının ilk haftaları Turunç’un en efsanevi zamanlarıdır. Deniz hala sıcacık olur ama o yaz telaşı yerini derin bir dinginliğe bırakır.
  • Ne Götürmeli: Plaj yer yer çakıllı olabildiği için, özellikle çocuklar için deniz ayakkabısı almanızda fayda var. Ayrıca Amos Antik Kenti’ne tırmanmayı düşünüyorsanız, yanınızda mutlaka iyi bir yürüyüş ayakkabısı ve şapka bulundurun.

Günümüzde “tatil” kelimesi genellikle yorulmakla eşdeğer hale geldi. Gidilecek yerler listesi, yetişilmesi gereken turlar, kalabalık plajlarda yer kapma savaşları… Marmaris Turunç ise size bunun tam tersini vadediyor.

İzmir’e dönüş yoluna geçtiğimizde, arabada derin bir sessizlik vardı. Ama bu yorgunluğun değil, tamamen dinlenmiş olmanın, doğaya doyup deşarj olmanın sessizliğiydi. Çam ormanları, berrak sular, antik kalıntılar ve samimi insanlar… Turunç, ruhunuzu yavaşlatıp anın tadını çıkarmanızı sağlayan nadir yerlerden biri. Eğer ailenizle, sevdiklerinizle veya sadece kendinizle baş başa kalıp gerçekten “dinlenmek” istiyorsanız, bu küçük çam kokulu kasaba sizi bekliyor.

Etiketler

Muğla’ da gezilmeye yaşama ve konaklama ve tatile dair ne varsa sitemizden takip edebilirsiniz.

BİZİ TAKİP EDİN